İyilik ve Kötülük Arasında: İnsanı Bir Bütün Olarak Görebilmek

Bazılarımız, ilişki kurduğumuz insanları hızlıca tanımlamaya ihtiyaç duyarız: O iyidir. O kötüdür.

Birinin iyi olduğunu düşünüyorsak, onun kötü olabilecek taraflarını hesaba katmak, bunlarla karşılaşmadığımız sürece pek aklımıza gelmez. Ya da kötü olduğunu düşündüğümüz birinden gelen, iyilik vadeden bir davranışı nasıl değerlendireceğimizi bilemeyebiliriz.Karşımızdaki kişi, ona dair tanımlarımızın dışında bir tavır sergilediğinde ise bu durum, niteliği ne olursa olsun kaygı uyandırıcı hâle gelebilir. Çünkü ona atfettiğimiz özelliklerin dışında bir duygu ya da davranışla karşılaşmak, bildiğimiz tanımın dışına çıkmak ve dolayısıyla belirsizlikle karşılaşmak demektir.

Bazı insanlar bunu ilişkilerinde daha hızlı ve daha yoğun yaşayabilir. Karşısındaki kişiye dair algısı değiştikçe ilişkide kendisini güvensiz hissetmeye başlayabilir. Bu durum zamanla arkadaşlık, aile, iş ya da romantik ilişkilerin sürdürülebilmesini zorlaştırabilir.İlişkilerde bu sürekliliği sağlayamamak ruhsallığı da önemli ölçüde etkileyebilir. Kişi kendisine ya da başkalarına olan güvenini kaybedebilir; hatta zamanla bütün ilişkilerin, kendi deneyimlediği biçimde olduğuna inanabilir. Bu da ilişkilerde esnekliğin giderek azaldığı bir yaşantıya dönüşebilir.

Peki gerçekte insan kimdir?

İnsanı pek çok felsefe ve öğreti üzerinden tanımlamak mümkün. Ancak kendi deneyimlerimizden de bildiğimiz üzere, uygun koşullar oluştuğunda insanın içinde hem iyiliğe hem de kötülüğe dair potansiyeller bulunabilir.Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Bedensel ya da ruhsal bütünlüğümüzü tehdit eden, sistematik biçimde zarar gördüğümüz ilişkileri bu çerçevede değerlendirmiyorum. Böyle durumlarda kişinin kendisini koruyabilmesi ve gerektiğinde hukuki ve toplumsal destek kaynaklarına ulaşabilmesi önemlidir.

Bunun dışında birinin bizim için kötü dileklerde bulunduğunu bilmek, bize karşı haset hissettiğini düşünmek ya da duygusal ihtiyaçlarımızı görmeyen ve karşılamayan biriyle ilişki kurmak, zihnimizde o kişiyi hızla “kötü” olarak konumlandırmamıza neden olabilir. Elbette böyle bir ilişkiden uzaklaşma hakkımız her zaman vardır.

Ancak çok sevdiğimiz biriyle kurduğumuz ilişkide de zaman zaman benzer deneyimlerle karşılaşabiliriz. Belki burada tamamen steril bir ilişki aramak yerine, kendi sınırlarımıza sahip çıkarak karşımızdaki kişinin ve ilişkinin diğer taraflarını da göz önünde bulundurabilir; ilişkinin bütünü içinde ne yapabileceğimizi düşünebiliriz.Eğer bir ilişkiyi laboratuvardan çıkmışçasına steril ve yalnızca “iyilik” üzerine kurulu bir şey olarak hayal ediyorsak, belki de henüz kendi zihnimizdeki kötüyle yeterince karşılaşmamışızdır.Çünkü insanın kendi iyi tarafını yaşayabilmesi, bir anlamda kendi içindeki kötülüğü ve zarar verme potansiyelini de tanıyabilmesiyle ilişkilidir.

Bana öyle geliyor ki kötü düşünmekten, öfkelenmekten ya da kötü davranmaktan sürekli kaçınmaya çalışmak; bir oyundaki canavarlarla hiç karşılaşmamak için bütün enerjisini harcamaya benziyor. İnsan, karşısına çıkabilecek her “canavarı” engellemeye çalıştıkça daha kaygılı; başka zihinlerin beklenmedik taraflarıyla karşılaştıkça daha kırılgan hâle gelebilir.Oysa iyi ya da kötü olmak her zaman böylesine keskin sınırlarla işleyen bir mesele değildir.Eğer karşımızdakinin iyiliğine sürekli ihtiyaç duyuyor, kendi sınırlarımızı geri plana çekiyor ve ilişkideki konumumuzu karşı tarafın inisiyatifine bırakılmış gibi hissediyorsak belki başka bir soru sormak gerekir:

Karşımdakinin hep “iyi” olmasına neden bu kadar ihtiyaç duyuyorum?

Bu ihtiyacın nereden geldiğini anlamaya çalışmak, ilişkide üstlendiğimiz rol hakkında önemli bir fikir verebilir.

Yorum Yapın