“Neden Gitmiyor?”: Şiddet İçeren Bir İlişkiden Çıkmak Neden Bu Kadar Zor Olabilir?
- Sima Onur Yaşar
- 8 Ekim 2026
- Terapi
- 0 Comments
Kadına yönelik şiddet söz konusu olduğunda hâlâ sıkça benzer sorular duyuyoruz:
“Bunca şeye rağmen neden ayrılmıyor?”
“Ekonomik özgürlüğü de var, neden katlanıyor?”
“Okumuş, meslek sahibi bir kadın; nasıl böyle bir ilişkinin içinde kalabiliyor?”
Bu soruların ardında çoğu zaman şiddete maruz kalan kadına ilişkin belirli bir tasavvur bulunuyor. Eğitimsiz, ekonomik olarak eşine bağımlı, kendi ayakları üzerinde duramayan, belki gidecek başka bir yeri olmayan bir kadın…
Oysa şiddet belirli bir eğitim, meslek ya da sosyal statü grubuna ait değildir. Doktor, mühendis, akademisyen, yönetici ya da kendi gelirini kazanan bir kadın da partner şiddetine maruz kalabilir. Eğitim ve ekonomik bağımsızlık kişinin sahip olduğu önemli kaynaklardır; fakat insanı şiddetten bütünüyle koruyan bir zırh oluşturmazlar.
Belki de bu nedenle “Böyle bir kadın nasıl hâlâ orada kalabilir?” sorusundan önce, şiddetin bir ilişkinin içinde nasıl yerleşebildiğine bakmak gerekir.
Şiddet her zaman bir tokatla başlamaz
Şiddet denildiğinde akla ilk olarak fiziksel saldırı geliyor. Oysa bir ilişkide şiddet çok farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.
Sürekli aşağılanmak, hakarete uğramak, korkutulmak, tehdit edilmek, arkadaşlardan ve aileden uzaklaştırılmak, kişinin ne giyeceğinin ya da nereye gideceğinin kontrol edilmesi, telefonunun denetlenmesi, çalışmasına engel olunması, kazandığı para üzerinde söz hakkının elinden alınması, ekonomik kaynaklara erişiminin kısıtlanması, istemediği cinsel davranışlara zorlanması da şiddetin farklı görünümleri arasındadır.
Üstelik bunların her biri başlangıçta kolaylıkla “şiddet” olarak tanınmayabilir.
Yoğun kıskançlık sevginin göstergesi, sürekli aramak merak etmek, hesap sormak sahiplenmek, kişinin sosyal çevresine müdahale etmek ise ilişkiyi koruma isteği gibi anlamlandırılabilir.
Sınırlar zaman içerisinde yavaş yavaş daraldığında kişi kendisini bir sabah aniden bambaşka bir ilişkinin içinde bulmuş olmaz. Normal kabul edilenin sınırı zamanla değişmiş olabilir.
Şiddet içeren ilişkiler neden bu kadar karmaşık olabilir?
Şiddet içeren bazı ilişkilerde gerilimin yükseldiği, şiddetin yaşandığı ve ardından özürlerin, pişmanlığın, yakınlaşmanın ya da değişme vaatlerinin geldiği dönemler birbirini izleyebilir. Bu örüntü sıklıkla “şiddet döngüsü” kavramıyla anlatılır.
Her şiddet ilişkisi aynı sırayla ilerlemese de bu kavram önemli bir şeyi anlamamıza yardımcı olur: Şiddet içeren bir ilişkinin her anı şiddetten ibaret olmayabilir.
Şiddet uygulayan kişi sonrasında pişman olabilir, ağlayabilir, özür dileyebilir, bir daha olmayacağına söz verebilir. İlişkinin iyi zamanları geri gelebilir. Bir süre gerçekten hiçbir şey yaşanmayabilir.
Kadın da birlikte olduğu kişiye karşı hâlâ sevgi duyabilir.
İşte dışarıdan bakıldığında anlaşılması güç olan noktalardan biri budur. Bir insanın kendisine zarar veren birine karşı sevgi, özlem, öfke, korku, umut ve hayal kırıklığını aynı anda taşıması mümkündür.
Şiddete maruz kaldığı kişiyi sevmeye devam etmesi, yaşadığı şiddeti istediği anlamına gelmez.
“Ben olsam ilkinde giderdim”
Şiddet haberlerinin altında bu cümleyle sık karşılaşırız:
“Ben olsam bana bir kere elini kaldırdığı anda giderdim.”
Bunu söylemek, ilişkinin dışında duran biri için kolay olabilir. Ancak şiddet içeren bir ilişkiden ayrılmak yalnızca kapıyı açıp çıkmaya karar vermekten ibaret olmayabilir.
Kadın tehdit ediliyor olabilir. Ayrılırsa kendisine, çocuklarına ya da ailesine zarar verileceğinden korkabilir. Ekonomik olarak kendi gelirini kazanıyor olsa bile ortak ev, çocuklar, borçlar veya başka maddi koşullar ayrılığı zorlaştırabilir. Gidecek güvenli bir yerinin olmaması, ailesinden destek görememesi, yalnızlaştırılmış olması ya da uzun süredir maruz kaldığı aşağılanmalar sonucunda kendisine duyduğu güvenin aşınması da bu sürecin parçaları olabilir.
Bazen de karşısındaki kişinin değişeceğine inanıyordur.
Çünkü ilişkinin içinde yalnızca şiddet yaşanmamıştır. Birlikte geçirilen yıllar, iyi anılar, verilen sözler, çocuklar, kurulan gelecek hayalleri ve sevilen bir insan da vardır.
Bu nedenle dışarıdan son derece açık görünen bir karar, ilişkinin içindeki kişi için aynı açıklıkta yaşanmayabilir.
Eğitimli ve güçlü kadınlar neden şiddet içeren ilişkilerde kalabiliyor?
Belki de bu sorunun kendisinde problemli bir varsayım var.
Eğitimli olmak, meslek sahibi olmak, para kazanmak veya başkalarının gözünde “güçlü bir kadın” olmak; kişinin duygusal bağlardan, korkudan, umuttan, utançtan, manipülasyondan ya da şiddetin zaman içinde yarattığı etkilerden muaf olduğu anlamına gelmez.
Hatta kişinin sahip olduğu statü bazen yaşadıklarını anlatmasını ayrıca güçleştirebilir:
“Ben nasıl böyle bir şeyin içinde kaldım?”
“İnsanlar benim hakkımda ne düşünür?”
“Ben başkalarına yardım eden biriyim, bunu nasıl fark edemedim?”
Kişi yalnızca yaşadığı şiddetle değil, yaşadığı şiddetin kendi kimliğiyle bağdaşmadığı düşüncesinin yarattığı utançla da uğraşabilir.
Bu nedenle “Sen eğitimli bir kadınsın, buna nasıl izin veriyorsun?” cümlesi destekleyici görünse bile ağır bir yük taşıyabilir.
Çünkü şiddetin sorumluluğunu farkında olmadan yeniden şiddete maruz kalan kişiye yöneltir.
Şiddete maruz kalmak, şiddete izin vermek değildir
Belki de burada dilimizi değiştirmemiz gerekiyor.
“Nasıl izin verdi?”
“Neden daha önce gitmedi?”
“Neden tekrar affetti?”
“Nasıl hâlâ onu sevebiliyor?”
Bu soruların her biri dikkatimizi şiddeti uygulayan kişiden, şiddete maruz kalan kişinin davranışlarına doğru çevirebilir.
Oysa bir kişinin şiddet içeren bir ilişkiden hemen ayrılamaması, şiddeti onayladığını göstermez.
Şiddetin sorumluluğu, onu uygulayan kişiye aittir.
Şiddete maruz kalan kişinin neden kaldığını anlamaya çalışmak ise onu suçlamak için değil; ayrılmayı zorlaştıran psikolojik, ilişkisel, ekonomik ve toplumsal koşulları görebilmek için önemlidir.
Belki de başka bir soru sormalıyız
Şiddete maruz kalan bir kadının yaşadıklarını dışarıdan değerlendirirken kendimizi onun yerine koyup “Ben olsam ne yapardım?” diye düşünmek kolaydır.
Fakat biz o ilişkinin içinde değiliz.
Onun korkularına, bağlarına, kayıplarına, ekonomik koşullarına, çocuklarına, umutlarına ve yıllar içerisinde yaşadıklarına sahip değiliz.
Bu nedenle belki de:
“Bunca şeye rağmen neden gitmiyor?”
sorusunun yerine,
“Gitmesini bu kadar zorlaştıran ne?”
diye sormak gerekir.
Çünkü şiddete maruz kalan bir kadının ihtiyacı, neden daha önce gitmediğinin sorgulanması ya da yeterince “güçlü” davranmadığının hatırlatılması değildir.
Bazen ilk ihtiyaç, yaşadığının küçümsenmeden ve yargılanmadan görülebileceği güvenli bir alan bulabilmektir.
Ve belki de toplum olarak şiddete bakarken yapabileceğimiz önemli değişikliklerden biri, şiddete maruz kalan kadını incelemekten önce şiddetin kendisini ve onun bir insanın yaşam alanını nasıl daralttığını anlamaya çalışmaktır.
