Reddediyoruz!

Sabah kahvemi içiyorum 🙁 sonrasında başına oturacağım.

Önce kulağa bir hoş geliyor. Dur; daha öncesine git, aslında önce kulağa bir garip geliyor ‘nasıl ya biz sınırları olan insanlar mıydık?’ Nasıl da küçümsüyorum ama burada beni, seni, hepimizi. İlk hisse bakalım; hani şu garip gelen hisse, heh sanki ilkokulda öğretmenin sana ‘aklına ilk geleni işaretle evladım, aklına ilk gelen doğrudur!’ cümlesini kullanmış misali. Ama nasıl yakalayacağım? Aklım; durduğu yerde durmuyor, sus dediğinde susmuyor ki. Neyse demem o ki; kendini manipüle etme yani. Geldiyse aklına, kalbine, bedenine sahip çık işte. Ne diye süte su karıştırıyorsun. 

Şimdi sızladı işte kalbim, Emre Fel çalıyor arkada. 

Biz sınırlarımızı; sabah kahvemizde bildiğimiz gibi bilmekte geç kalmasaydık; bugün canımızı acıtan, içimizi sızlatan ha ya da ‘bugünün yetişkinleri olan dünün çocukları’ Narin haberiyle sarsılmazdı. 

Bugün; yani hangi gün bilmem ama son 20 gün içerisinde birgün, bizler Narin’i kaybettik. Kalbimiz, gözlerimiz, boğazımız doldu. Kimi suçlayacağımızı bilemedik, bildik de muhattabına gidemedik, gittik de alınmadık..

Hele kadının başına arkadan vuran o ‘erkek’… Biz nerede arıyoruz acaba sınırlarımızı. Nerede ‘bundan bir şey olmaz’ diyoruz. Nerede kaçırdık ipin ucunu?

Ben söylüyorum. Bu ülkede sınırları ne kadar zedelenebilecekse o kadar zedelenebilen milyonlarca kadından biri olarak ‘ben söylüyorum!’ Sen kimsin de yazıyorsun diyeceksin! Ben de aa ben değil William Zinsser de ‘Sen kimsin ki kendi düşüncelerini söyleyemeyesin?” demiş zamanında.

Haa son olarak bir arkadaşım yıllar önce ‘sen de her şeye şiddet diyorsun!’ demişti. Bu cümlen dahil erkeklik kültürü dedim de; devamını uzun uzun anlattım ama içimden, biraz da dışımdan. Şimdi öldürülen Narin’e, o andaki Ebru’ya, çocuk halimize, bugünkü bene, sabah kahvesini içen arkadaşıma söz; daha çok yazacağım.

Yazacağım, sen de yaz, o da yazsın, herkes yazsın. 

Son söz söylenmedi. 

Biz kaybolan, öldürülen, taciz edilen, tecavüz edilen, dövülen, bağrılan çocukların coğrafyası olmak istemiyoruz. Kader olan böyle bir coğrafyayı reddediyoruz. Böyle bir coğrafya kaderse de, kadere mahkum olmamızın istenmesi faşizmdir diyoruz.

Biz artık her gün ölmek istemiyoruz.

Reddediyoruz.

Yorum Yapın